Gözlerini kapa. Nefesini tut, ona kadar say ve yavaşça bırak. Bırakırken düşün. Aldığın nefese her şeyden daha çok muhtaçsın. Burnundan akciğerlerine oradan kalbine ve bütün vücuduna bilhassa beynine.. Düşüncelerinin üzerindeki ağır metal tozları savruluverir.
Gece saat iki gibiydi. Işıkları söndürdüm, balkona çıktım. Bu mahallede balkonda oturanları dikizleme fantezisine sahip insanlar oturuyor. Karşıdan baksan kız mı erkek mi seçemezsin bile. Ama insana benzemesi yeterli. Yan balkonun iplerinde boyunlarından sallandırılan çoraplar var. Suçları ne mahalleli de bilmiyor. Burada sıradan artık.Ben de bu dünyanın çoraplara yaptığı adaletsizliğe kafa yoracak değilim. Gökyüzüne bakmak niyetim. Koşuştururken tüm gün aklına gelmiyor insanın. Düşünceler o kadar ağırlaştırıyor ki kafayı kaldırmak mümkün değil. 'Aklı bir karış havada olmak' deyimi var bir de. Ne diye küçümseriz ki bu veletleri? Boyun yer çekimine yenik düştükçe daha mı huzura eriyor insan? Tersine alınlarından öpmek lazım böylelerini. Neyse..
Saat üç. Bir saattir gözlerimi gökyüzüne diktim. Şehrin ışıkları yüzünden popülerliğini yitirmiş yıldızlarla dertleştim. Kapanan gazinoların emekli solistleri gibiler. Madem uyku yok bana ya yazacağım bir saçmalıklar ya da okuyacağım. Konuşmak hobilerim arasında tabi. Yalnız hala amatörüm bu konuda.O da biliyor bunu. O yüzden ben sustum o haykırdı.
''Konuşmak, nasıl oluyor da benim dışımda herkesin çok hoşuna gidiyor! Belki de garip ve dolambaçlı bir yoldan insanlara dönmek için çok geç.''
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder